Güncel

Diyarbakır Ve Bölgede İ̇klim Riskleri Derinleşiyor

22 Ekim 2026 17:17

Diyarbakır ve Şanlıurfa başta olmak üzere bölge illerinde 2025'te yaşanan yağış açığının ardından 2026'daki toparlanma, iklim değişikliğinin tarım, su kaynakları ve geçim üzerindeki risklerini ortadan kaldırmadı.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da değişen sıcaklık ve yağış düzeni; tarımsal üretim, hayvancılık, su kaynakları ve gıda güvenliği üzerinde etkili oluyor. Bir yıl yağışların artması, toprağın, yer altı sularının ve üretimin kısa sürede eski durumuna döndüğü anlamına gelmiyor. Yağışın toplam miktarının yanı sıra hangi mevsimde ve ne yoğunlukta gerçekleştiği de belirleyici oluyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün verilerine göre, 1 Ekim 2024 ile 30 Eylül 2025 arasındaki su yılında Türkiye genelindeki yağışlar uzun yıllar ortalamasının yüzde 26 altında kaldı. Güneydoğu Anadolu'da yağışlar normaline göre yüzde 53 azalırken Şanlıurfa'da ölçülen 182,8 milimetrelik yağış, ilin son 65 yıllık kayıtlarındaki en düşük su yılı değeri oldu.

2026'da yağışların toparlanması ise iklim koşullarının her yıl aynı seyretmediğini gösterdi. Tarım ve Orman Bakanlığının Ağustos 2026 değerlendirmesinde Doğu Anadolu'da yaygın kuraklık riski belirlenmedi, Güneydoğu Anadolu'da sezon genel olarak olumlu değerlendirildi. Buna karşın bazı yerlerde aşırı yağış, dolu, bitki hastalıkları ve zararlılar nedeniyle kayıplar yaşandı. Bu tablo, risklerin yalnızca yağışın azaldığı dönemlerle sınırlı olmadığını ortaya koydu.

Güneydoğu'da Su, Tarımın Geleceğini Belirliyor

Güneydoğu Anadolu'da yüksek yaz sıcaklıkları ve sınırlı yağış, su yönetimini tarımsal üretimin temel unsurlarından biri haline getiriyor. Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak, Adıyaman, Gaziantep ve Kilis çevresinde üretim; iklim koşulları, ürün deseni ve sulama olanaklarına göre farklı risklerle karşı karşıya.

Buğday, arpa ve mercimekte yağışın zamanlaması önem taşırken, gelişme dönemlerinde toprağın yeterli nemi koruyamaması ve çiçeklenme ile tane oluşumu sırasında yaşanan aşırı sıcaklıklar verim kaybı riskini artırabiliyor. Pamuk ve mısır gibi sulama ihtiyacı yüksek ürünlerde ise suyun bulunabilirliğinin yanı sıra sulama ve enerji maliyetleri de üretimin sürdürülebilirliğini etkiliyor. Antep fıstığı ve üzüm gibi çok yıllık ürünlerde sıcaklık ve yağış değişimleri verim ve kaliteye yansıyabiliyor.

Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), bölgenin tarımsal kapasitesinin artırılması açısından önem taşıyor. Ancak sulama altyapısının geliştirilmesi tek başına yeterli değil. Suyun verimli kullanılması, yer altı kaynaklarının korunması ve ürün deseninin havzaların kapasitesine göre planlanması gerekiyor.

Doğu Anadolu'da Kar Ve Meralar Öne Çıkıyor

Doğu Anadolu'da kar yağışının miktarı, kar örtüsünün yerde kalma süresi ve ilkbahardaki erime düzeni; su kaynaklarının beslenmesini, meraların gelişimini ve hayvancılığı etkiliyor. Kış koşullarının değişmesi veya karın erken erimesi, suyun yıl içindeki dağılımını değiştirebiliyor.

Erzurum, Kars, Ağrı, Ardahan, Muş, Bitlis ve Van çevresinde meraların durumu hayvancılığın sürdürülebilirliği açısından belirleyici. Kuraklık ve aşırı sıcaklıkların ot verimini düşürdüğü dönemlerde yem ihtiyacı ve üretici maliyetleri artabiliyor. Ancak Doğu Anadolu'nun tamamını sürekli kuraklık yaşayan tek bir bölge olarak değerlendirmek doğru değil. 2026 yılına ilişkin resmî değerlendirmede yaygın kuraklık riski belirlenmemesi, yerel koşulların ve yıllar arasındaki farklılıkların dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.

Su Sorunu Yalnızca Yağışla Açıklanamıyor

İklim değişikliği su kaynakları üzerindeki baskıyı artırsa da tarımsal sulama, kentleşme, artan tüketim ve suyun verimsiz kullanılması da tabloyu belirliyor. Yağışların azalması meteorolojik kuraklığa, toprağın nem kaybı tarımsal kuraklığa, barajların, akarsuların ve yer altı sularının azalması ise hidrolojik kuraklığa yol açabiliyor. Bu süreçler birbirini etkiliyor ancak aynı hızla gelişmiyor.

Yağışların artması toprağın nemini kısa sürede iyileştirse de yer altı sularının ve bazı kaynakların toparlanması daha uzun sürebiliyor. Bu nedenle sulama kayıplarının azaltılması, su tüketiminin izlenmesi ve üretimin havza kapasitesine göre planlanması önem taşıyor.

Üretimdeki Değişim Sofraya Yansıyor

Verim kaybı, sulama, enerji ve yem maliyetlerindeki artış; çiftçinin gelirinden tüketicinin gıda harcamalarına uzanan bir zincir oluşturuyor. Bununla birlikte gıda fiyatlarını yalnızca iklim değişikliğiyle açıklamak mümkün değil. Gübre, enerji, nakliye, finansman ve piyasa koşulları da belirleyici oluyor. İklim değişikliği, bu sorunlara eklenen ve bazı durumlarda etkilerini büyüten bir risk niteliği taşıyor.

Kuraklık, aşırı yağış, dolu ve sıcaklık risklerine karşı erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi; üreticilerin iklim verilerine, danışmanlığa, uygun teknolojiye ve finansmana erişiminin güçlendirilmesi gerekiyor. Güneydoğu Anadolu'da suyun verimli kullanılması ve ürün deseninin buna göre belirlenmesi, Doğu Anadolu'da ise meraların korunması ve hayvancılığın desteklenmesi öne çıkıyor.

2025'te Güneydoğu Anadolu'da yaşanan yağış açığı ile 2026'daki toparlanma, yıllar arasındaki farklılığı gösterdi. Ancak daha yağışlı bir yıl, uzun vadeli ısınma eğilimini ve su kaynakları üzerindeki yapısal baskıyı ortadan kaldırmıyor. Bölge için asıl mesele; suyun, toprağın, üretimin ve geçim kaynaklarının değişen koşullara karşı korunması.