Gündem

Egzamanın Görünür Etkileri Sosyal Yaşamı Zorlayabiliyor

12 Ekim 2026 18:49

Klinik Psikolog İpek Erol, egzamanın kaşıntı, kuruluk ve ciltteki görünür değişimlerin ötesinde sosyal ilişkiler ile psikolojik iyi oluşu da etkileyebileceğini belirtti. Erol, görünür belirtilerin kaygı, kaçınma ve damgalanma korkusuna yol açabileceğini söyledi.

Klinik Psikolog İpek Erol, egzamanın etkilerinin yalnızca kaşıntı, kuruluk ve ciltte meydana gelen görünür değişimlerle sınırlı olmadığını belirtti. Hastalığın, kişinin sosyal ilişkileri ve günlük yaşamı üzerinde de önemli psikolojik sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Erol, özellikle cildin kolay fark edilen bölgelerinde ortaya çıkan belirtilerin kişinin sosyal ortamlardaki duygu ve düşüncelerini etkileyebildiğini ifade etti.

Egzamanın yüz, boyun ve eller gibi görünür bölgelerde bulunmasının, kişinin başkaları tarafından nasıl değerlendirildiğine ilişkin kaygıları artırabildiğini söyleyen Erol, bu durumun zaman içinde yorucu bir düşünce döngüsüne dönüşebileceğini aktardı. Bir arkadaş buluşmasında, iş toplantısında veya yeni biriyle tanışırken kişinin sürekli cildine bakıldığını düşünebildiğini belirten Erol, bu kaygının sosyal ilişkileri zorlaştırabildiğini kaydetti.

Kaygı Arttıkça Kaçınma Davranışı Görülebiliyor

Erol’a göre egzama yaşayan bazı kişiler, konuşma sırasında karşı tarafın yüz ifadesini, bakışlarını ya da kısa süreli duraksamalarını olumsuz yorumlayabiliyor. Bu yorumlar kaygının artmasına neden olurken kişide cildini saklama, göz temasından kaçınma veya bulunduğu ortamdan erken ayrılma isteği oluşturabiliyor.

Kaçınma davranışının kısa vadede kişiye rahatlama sağlayabildiğini belirten Erol, bunun uzun vadede sosyal karşılaşmaları daha zor hale getirebileceği uyarısında bulundu. Kişinin kaygı duyduğu ortamlardan uzak durması, sosyal ilişkilerini sürdürmesini güçleştirebilirken, bu durum kaygıyı besleyen döngünün devam etmesine de neden olabiliyor.

Görünür cilt hastalıklarıyla ilgili yanlış inanışların da süreci ağırlaştırabildiğini dile getiren Klinik Psikolog İpek Erol, egzamanın bulaşıcı olmadığını ve bakımsızlık göstergesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini hatırlattı. Buna rağmen kişinin, çevresindekilerin kendisini yargılayacağından endişe edebileceğini belirten Erol, geçmişte karşılaşılan incitici yorumların bu korkuyu güçlendirebildiğini söyledi.

Erol, dışarıdan gelebilecek yargılara ilişkin korkunun zaman içinde kişinin kendisine yönelik utanç duygusuna dönüşebileceğini ifade etti. Böyle bir durumda ciltteki belirtilerin yanı sıra kişinin kendisiyle ilgili düşüncelerinin ve sosyal ortamlardaki davranışlarının da etkilenebileceğini kaydetti.

Sosyal Hayatın Daralması Destek İhtiyacına İşaret Edebilir

Egzaması bulunan herkesin sosyal kaygı yaşamayacağını vurgulayan Erol, hastalığın görünür olmasının tek başına kişinin ne ölçüde zorlanacağını belirlemediğini söyledi. Ancak sık sık buluşma iptal etmek, iş yaşamında geri planda kalmak, romantik ilişkilerden uzak durmak veya günün büyük bölümünü başkalarının ne düşüneceğini düşünerek geçirmek, psikolojik destek ihtiyacına işaret edebilir.

Psikolojik desteğin amacının kişinin yaşadığı güçlüğü küçümsemek olmadığını vurgulayan Erol, bilişsel davranışçı terapinin kaygıyı artıran düşünce döngüleri üzerinde çalışmak açısından yararlı olabileceğini belirtti. Kabul ve kararlılık terapisinin ise kişinin zorlayıcı düşüncelerle birlikte yaşamayı öğrenmesine ve değer verdiği alanlara yeniden yönelmesine yardımcı olabileceğini söyledi.

“Egzama İle Yaşarken Sosyal Hayatı Sürdürmek Mümkündür”

Egzama ile yaşarken sosyal hayatı sürdürmenin her zaman rahat hissetmek anlamına gelmediğini dile getiren Erol, ilerlemenin kimi zaman kaygı devam ederken bir buluşmaya gitmek, toplantıda söz almak veya yakınlık kurmaya izin vermek şeklinde olabileceğini söyledi.

Dermatolojik tedavinin yanında egzamanın oluşturduğu duygusal yükün de ele alınmasının yaşam kalitesi açısından önemli olduğunu belirten Klinik Psikolog İpek Erol, egzama farkındalığının yalnızca belirtileri tanımakla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti. Erol, yanlış inanışların düzeltilmesi ve görünür bir hastalıkla yaşayan insanlara daha özenli yaklaşılması gerektiğini kaydetti.