Güncel

Kara taşın ve sabrın coğrafyası Siverek bir kitapta hafızaya dönüşüyor

22 Eylül 2026 14:37

Muammer Torunlu, “Çocukluğum ve Siverek’ten Kürt Tarihine Bir Bakış” adlı eserinde Kelok Mahallesi’nden Kuzey Mezopotamya’ya uzanıyor; çocukluk hatıralarını, yerel anlatıları ve kuşaktan kuşağa aktarılan toplumsal belleği bir araya getiriyor.

Muammer Torunlu, “Çocukluğum ve Siverek’ten Kürt Tarihine Bir Bakış” adlı kitabında Siverek’in bazalt taşlı dar sokaklarından hareketle kişisel ve toplumsal hafızanın izini sürüyor. Torunlu’nun anlatısında çocukluk günleri; kavalın yanık sesi, sacda pişen ketmerin kokusu, dengbêj masalları ve Mezopotamya’nın binlerce yıllık dikilitaşlarıyla buluşuyor.

“Siverek susarak konuşur. Sevinci de sessizdir, acısı da” diyen yazar, kitabını gurbete çıkan çocukların sılaya, başka bir ifadeyle kendi çocukluklarına dönüş bileti olarak tanımlıyor. Siverek’i “kara taşın ve sabrın coğrafyası” olarak anlatan Torunlu, eserde yalnızca kendi geçmişine değil, bir halkın hafızasına, diline, kokusuna ve ekmeğine de yer verdiğini belirtiyor.

Kelok Mahallesi’nden tarihsel hafızaya

Kitabın çıkış noktasını Kelok Mahallesi’nin bazalt taşlı sokakları oluşturuyor. Torunlu, buradan başlayarak Kuzey Mezopotamya’nın şafağına kadar uzanan anlatısında çocukluk hatıraları ile tarihsel ve sosyolojik belleği aynı çerçevede ele alıyor. Yazara göre Siverek, çocukluğunun coğrafyası olmasının yanı sıra yüzyılların biriktirdiği izleri taşıyan kadim bir yerleşim.

Torunlu, “Çok şey borçluyum ona” sözleriyle Siverek’in hayatındaki yerini ifade ediyor. Kitabın Siverek’ten yola çıktığını, ancak buradaki tarihsel izleri takip ederek Kürt tarihinin daha geniş ufuklarına uzandığını söylüyor. Eserde geçmiş, yalnızca belgeler ve kronolojik bilgiler üzerinden değerlendirilmiyor; yerel anlatılar, kişisel tanıklıklar ve kuşaklar boyunca aktarılan hatıralar da tarihsel bakışla buluşturuluyor.

Bu yaklaşım sayesinde tarih ile gündelik hayat aynı anlatının parçaları hâline geliyor. Kelok Mahallesi’nin enikli kapılarından göğe yükselen uçurtmalar, sacda pişirilen ketmerler ve kış gecelerinde kürsü başında dinlenen dengbêj masalları, kitabın hatırat yönünü güçlendiriyor. Arka planda ise anadili, kimliği ve tarihi görünmez kılınmaya çalışılan bir coğrafyanın gerçekliği aktarılıyor.

“Hafızayı bir direniş alanına dönüştürmek istiyordum”

Torunlu, kitabı kaleme alırken “Siz tarihinizi yazamazsanız, başkaları gelir tarihinizi yazar” düşüncesiyle hareket ettiğini belirtiyor. Amacını, “Hafızayı bir direniş alanına dönüştürmek istiyordum” sözleriyle açıklayan yazar, insanın dünyaya gözlerini açtığı yeri ruhunun ilk coğrafyası ve kimliğinin gizli haritası olarak nitelendiriyor.

Okuru yalnızca 1960’lı yılların Siverek’ine götürmediğini vurgulayan Torunlu, çocukluğunun geçtiği sokaklardan Fırat ve Karacadağ’ın gölgesinde biçimlenen tarihsel ve sosyolojik hafızaya doğru bir yolculuk kuruyor. Bu yönüyle eser, hem hatırat hem de yerel tarih ve kimlik çalışması niteliği taşıyor.

Kitapta Siverek’in kara bazalt taşları kadar sert feodal ilişkileri ve aşiretlerin hâkimiyet mücadeleleri de ele alınıyor. Bunun yanında komşuluk ilişkileri, mutfak kültürü ve kentin sinema geçmişi de Torunlu’nun gözlemleri üzerinden anlatılıyor. Eser, Yılmaz Güney’in ifadesiyle “Siverekli olmanın getirdiği ağır sorumluluğu” köklerine dönme çabasıyla birlikte işliyor.

Siverek’in farklı dönemleri ve insan hikâyeleri

Siverek’in M.Ö. 3000’lere uzanan tarihinden Göbeklitepe’ye, Fırat Vadisi’ndeki Berfıratilerden Karacadağ’ın göçerlerine kadar farklı başlıklar kitapta yer buluyor. Ninelerin aktardığı, Ermeni bir kız çocuğunun dramını taşıyan hüzünlü hikâyeler ile yer adlarının değiştirilmesi üzerinden silinmek istenen mekânsal bellek de eserde incelenen tarihsel kırılmalar arasında bulunuyor.

Torunlu, Karakeçililerden Millilere uzanan aşiretler tarihini bilimsel ve sosyolojik bir süzgeçten geçirerek değerlendirdiğini ifade ediyor. Kelok Mahallesi’nin iki “delisi” olarak anılan Avdo ve Sefer’in hikâyesindeki merhamet vurgusu ise anlatının insanı merkeze alan yönünü ortaya koyuyor.

“Çocukluğum ve Siverek’ten Kürt Tarihine Bir Bakış”, unutulmaya yüz tutmuş sesleri, renkleri ve hatıraları bugüne taşıma amacı taşıyor. Torunlu, kişisel geçmişinden başlayarak Siverek’in taşına, toprağına, diline ve gündelik yaşamına uzanan çok katmanlı bir hafıza anlatısı kuruyor.