Güncel

Selahattin Demirtaş’ın Siyasetteki İ̇zleri Ve Yeni Dönem Tartışması

07 Ekim 2026 12:44

Avukatlık ve insan hakları savunuculuğundan parlamentoya uzanan Selahattin Demirtaş’ın siyasi yolculuğu; 2014 ve 2015 seçimlerindeki yükselişten 2016’daki tutukluluğa, AİHM kararlarından yeni çözüm tartışmalarına kadar Türkiye siyasetinin önemli başlıkları arasında yer alıyor.

Selahattin Demirtaş, Türkiye siyasetinde yalnızca aldığı oylarla değil, temsil ettiği siyasal tartışmalarla da kalıcı iz bırakan isimlerden biri oldu. 10 Nisan 1973’te Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesinde doğan Demirtaş, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Diyarbakır’da avukatlık yaptı. İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’nde yöneticilik ve başkanlık görevlerinde bulunan Demirtaş, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ile Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye yapılanmalarında da çalıştı.

Siyasete parti örgütlerinden değil, hukuk ve insan hakları alanından gelen Demirtaş, 2007 genel seçimlerinde Diyarbakır’dan milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. Daha sonra Hakkâri milletvekili oldu; DTP grup başkanvekilliği yaptı ve Barış ve Demokrasi Partisi’nin eş genel başkanlığı görevini üstlendi. DTP’nin 2009’da kapatılmasının ardından BDP’nin, daha sonra da HDP’nin ortaya çıkması, Kürt siyasi hareketinin kimlik temelli siyasetten daha geniş bir demokrasi ve muhalefet söylemine yönelmesinde etkili oldu.

2014’te Ülke Genelinde Tanınan Bir Figür Haline Geldi

Demirtaş açısından önemli kırılmalardan biri 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi oldu. HDP’nin adayı olarak yarışan Demirtaş, yaklaşık 3,96 milyon oy alarak yüzde 9,76’lık bir oran elde etti. Bu sonuç, Kürt siyasi hareketinden gelen bir adayın Türkiye’nin batısındaki seçmenlere de ulaşabileceğini gösterdi. Demirtaş’ın söyleminde “biz” kavramı yalnızca Kürt seçmenleri değil; farklı kimlikleri, inançları, kadınları, gençleri, emekçileri ve demokratik muhalefeti kapsayacak biçimde kullanıldı.

7 Haziran 2015 genel seçimleri ise Demirtaş’ın siyasi kariyerindeki en önemli dönemeçlerden biri oldu. HDP, yüzde 12,96 oy alarak 80 milletvekili çıkardı. YSK’nın kesin sonuçlarına göre partinin oy sayısı 5 milyon 847 bin 134 olarak kayda geçti. HDP’nin ilk kez parti olarak katıldığı seçimde yüzde 10 barajını aşması, Türkiye’deki siyasi dengeleri değiştirdi. AK Parti tek başına hükümet kuracak çoğunluğu kaybederken, Demirtaş’ın kişisel siyasi ağırlığı da arttı.

Bu dönemde Demirtaş; Kürt meselesi, demokratikleşme, ifade özgürlüğü, kadın hakları, yerel demokrasi, barış ve sosyal adaleti aynı siyasi çerçevede anlatmaya çalıştı. Destekçileri bu yaklaşımı, Kürt siyasetinin Türkiyelileşme adımı olarak değerlendirdi. Eleştirenler ise HDP’nin ve Demirtaş’ın PKK ile arasına yeterince açık mesafe koymadığını, 2015’teki çatışmalı süreçte siyasi sorumluluk taşıdığını savundu.

4 Kasım 2016’da Tutuklandı

Çözüm sürecinin sona ermesi ve 2015’in ikinci yarısından itibaren çatışmaların yoğunlaşması, Demirtaş’ın siyasi hayatında yeni bir kırılmaya yol açtı. HDP eş genel başkanı olduğu dönemde, 4 Kasım 2016’da tutuklandı. Bu tarihten sonra hakkında çok sayıda soruşturma ve dava yürütüldü. Demirtaş’ın tutukluluğu, Türkiye’de siyasi temsil, yargı bağımsızlığı ve muhalefetin korunması tartışmalarının merkezinde yer aldı.

Anayasa Mahkemesi 2020’de Demirtaş’ın uzun tutukluluğu nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 20 Kasım 2018 tarihli kararında tutukluluğun makul süreyi aştığına hükmetti; özgürlük ve güvenlik hakkı ile serbest seçim hakkı bakımından ihlal tespitlerinde bulundu.

AİHM Büyük Daire’nin 22 Aralık 2020 tarihli kararında ise ifade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği, serbest seçim hakkı ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesi bakımından ihlal kararı verildi. Mahkeme, Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması için gerekli tedbirlerin alınmasına hükmetti. AİHM’nin 8 Temmuz 2025 tarihli kararında da 20 Eylül 2019’dan sonraki tutukluluk incelendi ve çeşitli ihlal tespitleri yapıldı. Türkiye’nin yeniden inceleme talebi 3 Kasım 2025’te reddedildi ve karar kesinleşti.

Cezaevinden Siyaset Ve 2025-2026 Gündemi

Demirtaş, 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde cezaevindeyken aday oldu. Yaklaşık 4,2 milyon oy ve yüzde 8,4 oy aldı. Bu sonuç, siyasi etkisinin yalnızca mitinglere ve aktif kampanyaya bağlı olmadığını gösteren verilerden biri olarak değerlendirildi. Cezaevinde Seher, Devran ve DAD adlı öykü kitapları ile Leylan ve Efsun romanları yayımlandı. Eserleri farklı dillere çevrildi; Demirtaş 2018’de Uluslararası Yazarlar Birliği PEN tarafından onur üyesi ilan edildi.

Demirtaş’ın siyasi mirası toplumun farklı kesimleri tarafından farklı biçimlerde yorumlanıyor. Destekçileri onu Kürtlerin siyasi temsilcisi, demokratikleşme ve barış savunucusu, siyasi tutuklu ve muhalefetin sembol isimlerinden biri olarak görüyor. Eleştirenler ise PKK ile HDP arasındaki ilişki, 6-8 Ekim olayları ve güvenlik politikaları bağlamında siyasi sorumluluğu bulunduğunu savunuyor.

AİHM’nin 2025’teki kararı ve kararın kesinleşmesiyle dosya yeniden gündeme gelirken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 5 Ağustos 2026’da yaptığı “Öcalan umut hakkına, Demirtaş evine, Ahmetler görevine kavuşmalı” açıklaması da dikkat çekti. Bu gelişmeler, Demirtaş’ı yalnızca geçmişin tartışmalı siyasi aktörü olmaktan çıkararak yeni çözüm ve normalleşme tartışmalarının başlıklarından biri haline getirdi.

Demirtaş’ın siyasi geleceği ve mirasının nasıl değerlendirileceği, Türkiye’nin Kürt meselesi, siyasi çoğulculuk, hukuk devleti ve demokratikleşme alanlarında izleyeceği yolla yakından bağlantılı olacak. Milletvekilliği, parti yöneticiliği ve cumhurbaşkanlığı adaylığı geride kalsa da aldığı milyonlarca oy, AİHM kararları ve cezaevinden sürdürdüğü siyasi etkisi nedeniyle adı Türkiye gündemindeki yerini koruyor.