Gündem

Su krizi kesintilerin ötesinde gıda ve halk sağlığını tehdit ediyor

16 Eylül 2026 21:30

Üsküdar Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, iklim değişikliği, nüfus artışı ve bilinçsiz kullanım nedeniyle Türkiye’de dönemsel kuraklığın kalıcı su güvensizliğine dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Üsküdar Üniversitesi SHMYO Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 18 Eylül Dünya Su İzleme Günü dolayısıyla su kaynaklarının geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Su krizinin yalnızca kentlerde yaşanan geçici kesintiler üzerinden ele alınmaması gerektiğini belirten Adiller, sorunun gıda üretimi, ekonomi, ekosistemler ve halk sağlığı açısından geniş kapsamlı bir tehdit oluşturduğunu söyledi.

Türkiye’nin su stresi yaşayan ülkeler arasında bulunduğunu hatırlatan Adiller, nüfus artışı ve iklim değişikliğinin mevcut kaynaklar üzerindeki baskıyı giderek ağırlaştıracağını ifade etti. Adiller’e göre temel tehlike, belirli dönemlerde görülen kuraklığın zaman içinde kalıcı bir su güvensizliğine dönüşmesi.

Su miktarı ve kalitesindeki azalma birçok alanı etkiliyor

Su kaynaklarının hem miktar hem de kalite bakımından azalmasının günlük yaşamdan üretime kadar çok sayıda alanda sonuç doğuracağını kaydeden Adiller, içme suyuna erişimin yanı sıra tarımsal üretim, gıda fiyatları, sanayi ve enerji üretiminin de bu süreçten etkilenebileceğine dikkat çekti.

Barajlardaki doluluk oranlarının düşmesinin krizin yalnızca görünen taraflarından biri olduğunu belirten Adiller; yeraltı su seviyelerinin gerilemesi, tarımsal üretimin güçleşmesi ve sulak alanların kaybedilmesi gibi sonuçların da göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin Akdeniz Havzası’nda bulunması nedeniyle iklim değişikliğinin etkilerine karşı oldukça hassas olduğunu dile getiren Adiller, yükselen sıcaklıkların, buharlaşmadaki artışın, değişen yağış düzeninin ve uzayan kurak dönemlerin su kaynaklarına ciddi baskı yaptığını aktardı.

Kısa sürede gerçekleşen şiddetli yağışların su kaynaklarını her zaman sağlıklı şekilde besleyemediğini ifade eden Adiller, bu tür yağışların yüzeysel akışı artırabildiğini, erozyon ve taşkın riskini büyütebildiğini söyledi. Yağışların düzensiz hale gelmesi, toprağın ve yeraltı sularının beslenmesini de zorlaştırıyor.

Bireysel önlemler gerekli ancak tek başına yeterli değil

Adiller, günlük hayatta su tasarrufunun yalnızca musluğu kapatmak olarak görülmesinin yaygın bir hata olduğunu belirtti. Diş fırçalama sırasında musluğu açık bırakmak, uzun süre duş almak, araçları veya balkonları hortumla yıkamak ve önemsenmeyen küçük kaçaklar ciddi su kayıplarına neden olabiliyor.

Bahçelerin sıcak saatlerde sulanmasının verimli olmadığını kaydeden Adiller, sulamanın kontrollü biçimde sabah erken saatlerde veya akşam yapılmasının daha doğru olacağını söyledi. Yağmur suyu ile gri suyun da uygun sistemler kullanılarak peyzaj sulamasında ve rezervuarlarda yeniden değerlendirilebileceğini ifade etti.

Türkiye’de kullanılan suyun büyük bölümünün tarımda tüketildiğine işaret eden Adiller, çözümün yalnızca bireylerin tasarruf alışkanlıklarına bırakılamayacağını vurguladı. Tarımsal sulama yöntemlerinde, su şebekelerindeki kayıpların azaltılmasında ve sanayide su verimliliğinin yükseltilmesinde yapısal bir dönüşüme ihtiyaç bulunduğunu belirtti.

Yeraltı suları sınırlı ve stratejik bir kaynak

Yeraltı sularının gözle görülmediği için tükenmeyecek bir kaynakmış gibi algılanabildiğini söyleyen Adiller, aşırı su çekiminin önemli sonuçlar doğurduğunu aktardı. Bu durumun kuyuların giderek derinleşmesine, bazı kuyuların kullanılamaz hale gelmesine ve enerji maliyetlerinin yükselmesine yol açabildiğini belirtti.

Kıyı bölgelerindeki aşırı çekimin ise deniz suyunun tatlı su kaynaklarına doğru ilerlemesine neden olabileceğine dikkat çeken Adiller, yeraltı suyunun bir “yedek depo” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Bu kaynakların miktarı sınırlı, stratejik bir doğal varlık olarak kabul edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Havza bazlı ve bütüncül yönetim çağrısı

Su krizinin önlenebilmesi için havza bazlı, bütüncül bir yönetim yaklaşımının zorunlu olduğunu ifade eden Adiller, mevcut su miktarının, kullanım alanlarının ve kalitesinin sürekli izlenmesi gerektiğini kaydetti.

Adiller; tarımda ürün seçiminin su ihtiyacına göre yapılması, modern sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, şebekelerdeki kayıp ve kaçakların azaltılması, atık su ile yağmur suyunun yeniden kullanılması gerektiğini belirtti. Ayrıca ruhsatsız yeraltı suyu çekimlerinin engellenmesi ve sulak alanların korunması çağrısında bulundu.

Alınacak önlemlerin yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların suya erişimini de belirleyeceğini vurgulayan Adiller, “Bugün vereceğimiz kararlar, 20-30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek” dedi.