Gündem

Tarihin en karanlık yılından Durupınar tartışmasına uzanan analiz

21 Eylül 2026 18:57

M.S. 536’da Avrupa, Orta Doğu ve Asya’nın bir bölümünü kaplayan gizemli sis; soğuk, kıtlık ve salgınlarla anılan uzun bir dönemi başlattı. Tarihsel anlatılar ile inanç temelli arayışların kesişimi ise bugün Ağrı Dağı yakınlarındaki Durupınar Oluşumu üzerinden yeniden tartışılıyor.

Yaşadığımız çağın zorlukları, geçmişte insanlığın karşı karşıya kaldığı büyük felaketlerle kıyaslandığında farklı bir görünüm kazanıyor. Harvardlı Orta Çağ tarihçisi Michael McCormick’e göre M.S. 536, dünyada yaşamak için “en kötü yıllardan biri, hatta en kötüsü” olabilir.

O yıl Avrupa, Orta Doğu ve Asya’nın bir bölümünü gizemli bir sis kapladı. Aylar boyunca gece ve gündüz yarı karanlık geçti. Yaz sıcaklıklarının düşmesiyle son 2 bin 300 yılın en soğuk on yılı başladı. Çin’de yaz mevsiminde kar yağdı, ekinler dondu ve insanlar açlıkla karşı karşıya kaldı. İrlanda kayıtlarında ise 536 ile 539 yılları arasında ekmek bulunamadığı aktarıldı.

Kaynak metinde bu karanlığın bir yanardağ patlamasının ardından ortaya çıktığı belirtiliyor. Beş yıl sonra, 541’de Doğu Roma’ya bağlı Mısır liman kenti Pelusium’da hıyarcıklı veba görüldü. “Justinianus Vebası” olarak adlandırılan salgın kısa sürede yayılarak imparatorluk nüfusunun ağır kayıplar vermesine neden oldu.

Analizde, bu çöküş döneminden yaklaşık 30 yıl sonra doğan Hz. Muhammed’in (ﷺ) öncülük ettiği hareketin bir kuşak içinde iki büyük imparatorluk üzerindeki etkisine dikkat çekiliyor. Karanlığın yalnızca bir son anlamına gelmeyebileceği, bazen yeni bir döneme alan açabileceği görüşü dile getiriliyor.

Durupınar Oluşumu için kapsamlı araştırma hazırlığı

Tarih, inanç ve maddi kanıt arasındaki ilişkiyi gündeme getiren bir diğer gelişme ise Ağrı Dağı’nın güneyindeki Durupınar Oluşumu çevresinde yaşanıyor. İran sınırına birkaç kilometre mesafedeki oluşumda çalışma yapmak isteyen Kaliforniya merkezli bir araştırma grubu, Türk yetkililerden bugüne kadarki en kapsamlı araştırma iznini aldığını duyurdu.

Açıklamaya göre bölgede yer radarı, elektriksel özdirenç tomografisi ve tahribatsız sondaj kullanılacak. Ayrıca yer altına girecek bir robotla, gemi siluetini andıran yapının altında ne bulunduğu incelenecek. Grup, çalışmanın birden fazla devlet kurumu tarafından resmen onaylandığını bildirdi. Çok yıllı planın ilk aşaması olduğu belirtilen projenin Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nden Prof. Dr. Cenker Atila yönetiminde yürütüleceği ifade edildi.

İzin alan “Noah’s Ark Scans” adlı grubun projesini Andrew Jones yürütüyor. Jones, kendisini arkeolog veya tarihçi değil, yazılım geliştiricisi olarak tanımlıyor. Fox & Friends First programındaki açıklamasında Durupınar Oluşumu’nun Nuh’un Gemisi’nin çürümüş ve toprağa gömülmüş kalıntıları olduğuna inandığını söyledi.

Ölçüler ve konum Tekvin’e dayandırılıyor

Ekibin yaklaşımında Yahudilerin Tekvin kitabındaki anlatı temel alınıyor. Tekvin’de geminin uzunluğu 300 arşın olarak veriliyor. Bunun Mısır arşını üzerinden yaklaşık 157 metreye karşılık geldiği, Durupınar Oluşumu’nun ise 163 metre uzunluğunda olduğu belirtiliyor. Oluşumun, Türkiye’nin en yüksek zirvesi Ağrı Dağı’nın 29 kilometre güneyinde bulunması da Tekvin’de geçen “Ararat dağları” ifadesiyle ilişkilendiriliyor.

Durupınar’ın gemiye benzetilerek tanınması 1960’ta, Amerikalı Ron Wyatt’ın Life dergisindeki bir fotoğrafı görmesiyle başladı. Arkeolog olmayan ve hastanede anestezi hemşiresi olarak çalışan Wyatt, hayatı boyunca bölgeye yüzden fazla sefer düzenledi. Çalışmaları hem ana akım bilim çevreleri hem de bazı Hristiyan gruplar tarafından reddedildi; desteğinin önemli bölümü evanjelik çevrelerden geldi.

Wyatt daha sonra yalnızca Nuh’un Gemisi’ni değil, Sodom ve Gomora’nın kalıntılarını, Kızıldeniz geçiş noktasını ve Kudüs’te Ahit Sandığı’nı bulduğunu da ileri sürdü. 1987’deki bir çalışma astronot James Irwin’in vakfı ile yaratılışçı Institute for Creation Research tarafından gerçekleştirildi. 2010’da gemiyi bulduğunu açıklayan ekip ise Hong Kong merkezli evanjelik bir medya kuruluşunun parçasıydı.

Araştırmanın yöntemi ve amacı tartışılıyor

Kaynak analiz, bugünkü girişimin de aynı inanç çizgisinin devamı olduğunu savunuyor. Jones’un oluşumun gemi olduğuna önceden inandığına ilişkin sözleri ve ekibin internet sitesindeki “Tekvin’in tarihsel geleneğine demir atmak” ifadesi, çalışmanın tarafsızlığı konusunda soru işareti olarak değerlendiriliyor.

Analizde ayrıca 15 Eylül 2025’te Binyamin Netanyahu’nun Kudüs’te yaptığı bir konuşmaya değiniliyor. Netanyahu’nun, 1998’de dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’dan Siloam Yazıtı’nı istediğini açıkladığı; Yılmaz’ın ise eseri, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçmen tabanından çekindiği için vermediğini iddia ettiği aktarılıyor.

Sonuç olarak kaynak, Durupınar’daki araştırmada bulunabilecek bir boşluk, tünel veya farklı toprak yapısının önceden belirlenmiş bir inanç çerçevesinde yorumlanabileceği görüşünü öne çıkarıyor. Ağrı Dağı çevresinde Tekvin anlatısını doğrulamayı amaçlayan bir çalışmaya izin verilmesinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiği savunuluyor.