Gündem

Türkiye’de su alarmı: Göller azalıyor, barajlar dip seviyeye iniyor

17 Eylül 2026 13:01

DEÜ’den Prof. Dr. Celalettin Şimşek, iklim değişikliğine ilişkin öngörülerin beklenenden daha erken gerçekleştiğini belirterek 2025’in ciddi bir alarm verdiğini söyledi. Şimşek, Türkiye’de sıcaklıkların yüzyıl sonuna kadar 5 derece artabileceğini, su kayıp-kaçak oranının ise yaklaşık yüzde 40 seviyesinde bulunduğunu ifade etti.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Bilim ve Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi ve Hidrojeoloji Uzmanı Prof. Dr. Celalettin Şimşek, İzmir’de düzenlenen “İzmir'den COP31'e İklim Değişikliği, Su, Tarım ve Gıda” panelinde iklim değişikliğinin su kaynakları, kentler, tarım ve gıda üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İzmir Şubesi tarafından düzenlenen panelde, COP31 süreci öncesinde İzmir’in iklim değişikliği karşısındaki durumu ele alındı. Toplantıda su yönetimi, tarım, enerji, kentlerin dirençliliği, toplum sağlığı ve ekosistem başlıkları üzerinden çözüm önerileri değerlendirildi.

“İzmir’den COP31’e” bildirgesi hazırlanacak

Panelin açılışında konuşan ÇMO İzmir Şube Başkanı Arzu Yücel, COP31 eylem gündeminin 11 ana başlıktan oluştuğunu söyledi. Su yönetimi, tarım, enerji ve kentlerin dirençliliği gibi konuların başta çevre mühendisliği olmak üzere farklı disiplinlerle doğrudan ilişkili olduğunu belirten Yücel, bilim, kamu ve toplum yararını gözeten bir yaklaşımın önemine dikkat çekti.

Yücel, İzmir’in sorunlarını bir arada değerlendirerek COP31’e verilecek mesajların oluşturulacağını belirterek, “Bilimden, kamu ve toplum yararından yana bir duruşla eleştirilerimizi ve önerilerimizi dile getirmek zorundayız. İzmir özelinde sorunlarımızı birleştirerek COP31'e hangi mesajları vereceğimizi ele alıyoruz” dedi.

Döngüsel ekonomi, dirençli kentler, toplum sağlığı, adalet, ekosistem ve yeşil dönüşüm başlıklarında çalışmaların sürdüğünü aktaran Yücel, 15 Ekim’de yapılacak son oturumun ardından “İzmir’den COP31’e” bildirgesinin hazırlanarak kamuoyuyla paylaşılacağını ifade etti.

“2050’de beklenen sıcaklıkları 2025’te yaşamaya başladık”

Panelde sunum yapan Prof. Dr. Celalettin Şimşek, iklim değişikliğinin jeolojik geçmişini ve dünya genelindeki etkilerini anlattı. Aşırı kuraklıkların ve öngörülmesi zor hava olaylarının arttığını belirten Şimşek, iklim simülasyonlarının gelecek yıllara dair önemli göstergeler sunduğunu söyledi.

Şimşek, “Belli simülasyonlarla 2050 ve 2100 yıllarında nelerin olacağını görebiliyoruz. Ancak yaşadığımız son dönemler, özellikle 2025 yılı bu konuda ciddi bir alarm verdi. 2050 yılında beklediğimiz sıcaklık değerlerini biz 2025 yılında yaşamaya başladık. Avrupa'da ve Fransa'da bu sıcaklıklar can kayıplarına yol açtı” diye konuştu.

Biyoçeşitlilik kaybının dünyanın farklı bölgelerinde sürdüğünü belirten Şimşek, okyanus seviyelerindeki yükselişin de büyük metropoller için ciddi bir tehdit oluşturduğunu dile getirdi. Bu yıl yapılan bir çalışmaya atıfta bulunan Şimşek, 2070-2100 yılları arasında okyanusların yükselmesi nedeniyle 37 büyük metropolün yok olma riskiyle karşı karşıya kalacağının öne sürüldüğünü söyledi. İstanbul ve İzmir’in de bu metropoller arasında yer aldığını belirtti.

Buzulların erimesinin durdurulamaz bir seviyeye ulaştığını ifade eden Şimşek, Türkiye’de geçmişte 260 göl bulunduğunu, bugün ise bunların çok azının kaldığını kaydetti.

Türkiye için sıcaklık ve su kaynakları uyarısı

Türkiye’nin su kaynakları üzerindeki baskının giderek arttığını belirten Şimşek, sıcaklık artışlarına ilişkin öngörüleri de paylaştı. Buna göre Türkiye’de ortalama sıcaklıkların 2040’a kadar 2 derece, 2070’e kadar 4 derece, 2100’e kadar ise 5 derece artması bekleniyor.

Bu artışların yaz aylarında hissedilen sıcaklıkları 70-80 derecelere kadar çıkarabileceğini savunan Şimşek, İzmir’de barajların yaşadığı sıkıntıya dikkat çekti. Şimşek, “Yakın zamanda İzmir'de de bunu bizzat tecrübe ettik; barajlarımız bitti, 'ölü hacim' dediğimiz dip suyunu çekerken son anda gelen yağışlar imdadımıza yetişti” ifadelerini kullandı.

Şehirlerin aşırı büyümesinin önemli riskler barındırdığını söyleyen Şimşek, üç ya da dört gün boyunca su verilemeyen bir metropolde kitlesel salgın hastalıkların ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. Bu nedenle yönetilebilir şehirler kurulması gerektiğini vurguladı.

Tarımda su tüketimi ve kayıp-kaçak sorunu

Kullanılabilir suyun yüzde 70-75’inin tarımda tüketildiğini belirten Şimşek, sulama yöntemlerinin değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin henüz tam anlamıyla kapalı sulama sistemlerine geçemediğini ve vahşi sulamadan vazgeçemediğini ifade eden Şimşek, toprağın nemini ve bitkinin su ihtiyacını ölçen sensörlü teknolojilerin kullanılmasının zorunlu hale geldiğini belirtti.

Şehir şebekelerindeki su kayıp-kaçak oranına da değinen Şimşek, Avrupa’da bu oranın yüzde 12-15 seviyesinde olduğunu, Türkiye’de ise ortalama yüzde 40 civarında bulunduğunu aktardı. Şebekeye verilen suyun neredeyse yarısının tüketiciye ulaşmadan kaybolduğunu belirten Şimşek, 2012 yılında hazırlanan Su Kanunu Taslağı’nın halen yasalaşmadığını hatırlattı.

Şimşek, bütüncül bir su yönetimi politikası oluşturulmadan su güvenliğinin sağlanamayacağını söyledi.