Deniz Göktaş, sanal medya platformlarında yayınladığı videolar nedeniyle hakkında açılan davanın ilk duruşmasında hakim karşısına çıktı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Göktaş hakkında, “Cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” ile “suçu ve suçluyu övme” suçlarından 2 yıl 7 aydan 12 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Duruşma, İstanbul 14’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Salon kapasitesinin yetersiz olması nedeniyle duruşma için İstanbul 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin salonu kullanıldı.
“Organize Bir Linç Kampanyası”
Mahkemede savunma yapan Göktaş, gösterisine yönelik sürecin “organize bir linç kampanyasından ibaret” olduğunu söyledi. Turnesinin ardından yurt dışındaki arkadaşlarını ziyaret ettiğini belirten Göktaş, bu ziyaretlerinin bazı haberlerde “yurt dışına kaçtı” şeklinde aktarıldığını ifade etti.
Göktaş, beyin göçünü tersine çevirmek için yurt dışında yaşayan arkadaşlarını Türkiye’ye dönmeye ikna etmeye çalıştığını savundu. Gözaltı ve tutukluluk sürecine ilişkin de konuşan Göktaş, polis memurlarının kendisine “Deniz, ne yapıyorsun, niye Türkiye’ye döndün?” diye sorduğunu ve “Senin yerinde olsam, Türkiye’de kalmam” dediğini aktardı.
İddianamenin hazırlanmasının 64 gün sürdüğünü belirten Göktaş, iki iş günü içinde üç farklı suçtan tutuklandığını dile getirdi. Göktaş, süreç boyunca yeni suçlamalarla karşılaşacağı yönünde bir endişe oluştuğunu söyledi.
“Sözlerim Tartışılabilir, Ancak Aşağılama Değil”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı ifadelerin siyasi eleştiri ve hiciv kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunan Göktaş, “Diktatör” benzetmesinin siyasi tartışmalarda kullanılan bir niteleme olduğunu söyledi. Bir komedi gösterisinde bu tür bir siyasi ifadenin kullanılmasının hakaret sayılmaması gerektiğini belirten Göktaş, komedyenlerin aynı konuya farklı şakalar yazabileceğini ifade etti.
Göktaş, “Terapi” sözcüğünün geçtiği şakanın da psikolojik desteğe yönelik olduğunu, herhangi bir kişi hakkında psikolojik rahatsızlık iddiasında bulunmadığını kaydetti. Mizah ve hicvin de korunması gereken toplumsal değerler arasında olduğunu belirten Göktaş, şakalardan rahatsız olan kişilerin gösteriyi izlememe veya komedyeni eleştirme hakkı bulunduğunu söyledi.
Sansür, yasak ve tutuklama korkusunun sanatçılar kadar vatandaşlar açısından da endişe verici olduğunu dile getiren Göktaş, sözlerinin insanları kin ve düşmanlığa tahrik etmediğini savundu.
İddianamedeki Alıntılara İtiraz Etti
İddianamedeki alıntıların eksik ve yönlendirici olduğunu öne süren Göktaş, bazı cümlelerin ortasından başlatıldığını belirtti. “Oruç tutan canlı bomba” şakasının da bağlamından koparıldığını ifade eden Göktaş, gösteride önce “Çevik kuvvet, oruç tutan otobüs şoförü, canlı bomba” ifadelerini kullandığını, ardından bu sözleri birleştirerek şaka yaptığını anlattı.
Göktaş, en fazla tepki gösterilen “dördüncü kitap” şakasında da kutsal kitabı veya ona inanan insanları hedef almadığını söyledi. “Yazar” sözcüğünü olumsuz, alaycı ya da aşağılayıcı bir anlamda kullanmadığını belirten Göktaş, “Sözlerim hatalı, alışılmadık veya kulak tırmalayıcı bulunabilir. Bunlar tartışılabilir. Ancak bunun saygısızlık ve aşağılama düzeyine ulaştığını düşünmüyorum” dedi.
Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütalaasında Göktaş’ın “Cumhurbaşkanına alenen hakaret”, basın ve yayın yoluyla “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” ile “suçu ve suçluyu övme” suçlarından cezalandırılmasını ve tahliye edilmesini talep etti. Mahkeme, Deniz Göktaş’ın tahliyesine karar verdi.

