Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016’da Beykoz’daki çiftliğinde ölü bulunmasına ilişkin soruşturmada, olay yerinden alınan cep telefonunun yıllar sonra kaybolduğu ortaya çıktı. Parmak izi incelemesine gönderilen ve daha sonra tereke dosyasına devredilen telefonun 2026 yılında yapılan aramalarda bulunamaması üzerine Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş ile oğlu Hilmi Tuna Kuriş hakkında “Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçundan kamu davası açtı.
Telefon Tereke Dosyasına Gönderildi
İddianameye göre Denizolgun’un ölümünün ardından olay yerinden alınan cep telefonu üzerinde parmak izi incelemesi yapıldı. Cihaz daha sonra Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasına gönderildi. Tereke işlemleri kapsamında ise telefonun da aralarında bulunduğu eşyalar İstanbul Anadolu 13. Sulh Hukuk Mahkemesine teslim edildi.
Mahkeme, 4 Mayıs 2017 tarihli kararla söz konusu eşyaların Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş’e teslim edilmesine hükmetti. İddianamede, mahkeme kararı ve teslim tutanakları birlikte değerlendirilerek telefonun da bu kapsamda teslim edildiği belirtildi.
Çuval İçinde Teslim Alındı
Dosyada tanık olarak ifadesine başvurulan avukat A.Ç., tereke eşyalarını çuval içerisinde teslim aldığını söyledi. Çuvalın içindeki eşyalara bakmadığını belirten A.Ç., buna karşın bir eşya listesinin bulunduğunu anlattı.
A.Ç., daha sonra Hilmi Tuna Kuriş ile görüştüğünü ve onun yönlendirmesi üzerine çuvalı Kısıklı’daki eve götürdüğünü ifade etti. Tanık, eşyaları burada çalışan bir kişiye teslim ettiğini beyan etti.
Arama Tutanaklarında Yer Almadı
Telefonun akıbeti, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü başka bir soruşturma kapsamında Hilmi Tuna Kuriş’in ikametinde yapılan aramayla yeniden gündeme geldi. Denizolgun’a ait telefonun arama tutanaklarında yer almaması üzerine cihazın IMEI bilgileri ve fotoğrafları Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderildi.
30 Eylül 2026 tarihli tutanakta, eski bakana ait telefonun ele geçirilemediği kayda geçirildi. Başsavcılık, dosyadaki teslim belgeleri, arama tutanakları, tanık anlatımı ve şüpheli savunmalarını birlikte değerlendirdi.
Telefonun İçeriği Delil Niteliğinde Görüldü
Başsavcılık, Hilmi Tuna Kuriş’in telefonu kendisinin aldığını beyan ettiğini, Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş’in ise tereke eşyalarıyla kendisinin ilgilenmediğini savunduğunu aktardı. Ancak savcılık, kendisine teslim edilen telefonun muhafazasından Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş’in sorumlu olduğu değerlendirmesinde bulundu.
İddianamenin değerlendirme bölümünde, Denizolgun’un telefonunda olaydan sonra herhangi bir teknik ve bilirkişi incelemesi yapılmadığı belirtildi. Telefonda bulunabilecek muhtemel mesajlar, fotoğraflar ve notların, Denizolgun’un ölümüyle ilgili soruşturmanın aydınlatılması açısından önemli delil niteliği taşıyabileceği vurgulandı.
Başsavcılık, teslim alınmasına rağmen telefonun yok edildiği sonucuna vardı. Kasten öldürme suçuyla yürütülen soruşturma bakımından delil niteliği taşıyan cihazın yok edilmesinin, Türk Ceza Kanunu’nun 281/1. maddesinde düzenlenen “Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçunu oluşturduğuna dair yeterli şüphe bulunduğu kaydedildi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2 Ekim 2026 tarihli iddianamesiyle Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş ve Hilmi Tuna Kuriş’in yargılanarak cezalandırılmaları talep edildi.

