Otizm vakalarında artış sürüyor: Türkiye'de her 30 kişiden biri otizmli!

MEB'in verileri, 20-25 yıl önce her 2 bin 500 kişide bir görülen otizmin bugün her 30 kişiden birinde tespit edildiğini ortaya koyuyor. Otizm Dernekleri Federasyonu (ODFED) Başkan Yardımcısı Tolga Gökçe, otizmi 'gerçek bir pandemi' olarak nitelendirerek, tanıdaki hızlı artışa rağmen eğitim, sağlık ve sosyal destek mekanizmalarının yetersiz kaldığını vurguladı.

Otizm vakalarında artış sürüyor: Türkiye'de her 30 kişiden biri otizmli!

Otizm Spektrum Bozukluğu tanısı alan çocukların sayısındaki artış dikkat çekiyor. Paylaşılan MEB verilerine göre son 5 yılda 93 bin 447 öğrenciye otizm tanısı konulurken, yaklaşık 428 bin otizmli çocuğun kaynaştırma eğitimi aldığı belirtiliyor. ODFED Başkan Yardımcısı Tolga Gökçe ise erken tanı sonrasında nitelikli özel eğitime erişimin artırılması gerektiğini belirterek ailelerin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunlara dikkat çekti.

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanılarındaki artış, eğitimden sağlık hizmetlerine kadar birçok alanda yeni ihtiyaçları beraberinde getiriyor. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) verilerine dayandırılan bilgilere göre, son 5 yılda 93 bin 447 öğrenciye otizm tanısı konuldu. Yaklaşık 428 bin otizmli çocuğun ise kaynaştırma eğitimi aldığı ifade ediliyor.

Otizm Dernekleri Federasyonu (ODFED) Başkan Yardımcısı Tolga Gökçe, otizm görülme sıklığındaki artışın yanı sıra özel eğitimde yaşanan sorunlar, nitelikli personel ihtiyacı ve ailelerin karşı karşıya kaldığı ekonomik güçlükler hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Gökçe, otizmin 20-25 yıl önce yaklaşık 2 bin 500 kişiden birinde görülürken günümüzde her 30 kişiden birinde saptandığını belirtti. Tanılama kriterlerinin gelişmesinin de tanı oranlarındaki artışa katkıda bulunduğunu söyledi.

“Otizm gerçek bir pandemi olarak değerlendiriliyor”

Otizm vakalarının yıllar içerisinde hızlı bir artış gösterdiğini savunan Gökçe, gelişmiş ülkelerin bu alandaki araştırmalara önemli bütçeler ayırdığını söyledi.

Otizmin diyabet, kanser ve AIDS'ten daha hızlı artış gösterdiğini ifade eden Gökçe, bilimsel tanılama kriterlerindeki gelişmelerin de rakamlardaki yükselişte etkili olduğunu kaydetti.

Gökçe, otizmin birçok farklı etkenle ilişkili olması nedeniyle çözüm çalışmalarının da farklı disiplinlerin birlikte hareket ettiği bir model üzerinden yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Erken tanının ardından yoğun, nitelikli ve bilimsel temelli eğitim programlarının uygulanmasının önemine işaret eden Gökçe, otizmli çocukların akranlarıyla aralarındaki gelişim farkının azaltılabilmesi için eğitimin kritik bir noktada bulunduğunu söyledi.

Özel eğitimde nitelikli öğretmen sorunu

Gökçe'nin dikkat çektiği başlıklardan biri de özel eğitim alanındaki öğretmen ihtiyacı oldu. Özel eğitim sınıflarının yapılan düzenlemelerle geliştirilmesine rağmen uygulamada önemli sorunların sürdüğünü belirten Gökçe, özel eğitim alanından mezun öğretmenlerin atamalarının yetersiz kaldığını savundu.

Devlet okullarında bazı özel eğitim hizmetlerinin sözleşmeli, ücretli veya alan dışından personel aracılığıyla yürütülmeye çalışıldığını belirten Gökçe, otizmli öğrenciler açısından eğitimin bireyselleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Gökçe, özel eğitim sınıflarında uygulanan iki öğretmen-dört öğrenci modelinin otizmli bireylerin ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalabildiğini belirterek, öğrencilerin ihtiyaçlarına göre bireyselleştirilmiş eğitim planlarının hazırlanması gerektiğini söyledi.

Eğitim sürecinde aile ile okul arasındaki iletişimin de kesintisiz yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Kaynaştırma eğitiminde sorunlar yaşanıyor

Otizmli çocukların akranlarıyla sosyal iletişim ve etkileşim içerisinde eğitim almasının gelişimleri açısından önemli olduğunu belirten Gökçe, tam zamanlı kaynaştırma ve bütünleştirme hakkının uygulanmasında çeşitli sorunlarla karşılaşıldığını söyledi.

Gökçe'ye göre öğretmenlerin özel eğitim konusundaki donanım eksikliği, rehberlik hizmetlerindeki yetersizlikler, diğer velilerin olumsuz tutumları ve akran zorbalığı otizmli öğrencilerin eğitim hayatını olumsuz etkileyebiliyor.

Bu sorunların bazı çocukların okuldan uzaklaşmasına kadar varabildiğini belirten Gökçe, kaynaştırma eğitiminin yalnızca öğrencinin sınıfa yerleştirilmesi şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.

Ailelerin üzerindeki ekonomik yük artıyor

Otizmli çocukların ailelerinin karşılaştığı en önemli sorunlardan birinin nitelikli ve yoğun özel eğitimin maliyeti olduğunu belirten Gökçe, mevcut sosyal desteklerin ailelerin giderlerini karşılamakta yetersiz kaldığını savundu.

Bakım maaşından yararlanmak için uygulanan kriterlerin de bazı ailelerin desteklere erişmesini zorlaştırdığını ifade eden Gökçe, özel eğitim, sağlık ve bakım giderlerinin kamu tarafından daha kapsamlı şekilde karşılanması gerektiğini söyledi.

Özel gereksinim raporlarının düzeyi ve gelir kriterleri nedeniyle bazı ailelerin sosyal desteklerin dışında kaldığını belirten Gökçe, özel eğitim hizmetlerinin hem nitelik hem de nicelik bakımından geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

“Otizmli bireylerin ailelerinde boşanma oranı yüzde 90'a ulaştı”

Gökçe'nin açıklamalarında dikkat çeken iddialardan biri de otizmli bireylerin ailelerindeki boşanma oranlarına ilişkin oldu.

Gökçe, otizmli bireylerin ailelerinde son yıllarda boşanma oranının yüzde 90'a ulaştığını ileri sürdü. Bu durumun özellikle annelerin üzerinde ciddi bir sosyal ve ekonomik yük oluşturduğunu belirtti.

Bazı annelerin çocuklarının bakımını tek başına üstlenmek zorunda kaldığını ifade eden Gökçe, sosyal güvence ve aile desteğinin yetersiz kalabildiğine dikkat çekti.

Söz konusu yüzde 90 oranı Gökçe'nin açıklamasında yer almakla birlikte, verilen metinde bu oranı destekleyen ayrıca belirtilmiş resmi bir istatistik veya araştırmaya yer verilmedi.

“Benden sonra ne olacak?” kaygısına çözüm çağrısı

Otizmli bireylerin ailelerinin yaşadığı en önemli kaygılardan birinin çocuklarının geleceği olduğunu belirten Gökçe, kapsamlı ve güncel bir veri tabanının oluşturulması gerektiğini söyledi.

İllere göre otizmli bireylerin sayısı, yaş grupları ve ihtiyaçlarının belirlenmesinin kamu politikalarının oluşturulması açısından önemli olduğunu ifade eden Gökçe, ilgili bakanlıkların ortak bir sistem üzerinden veri toplaması ve sonuçları kamuoyuyla paylaşması gerektiğini savundu.

Sorunların çözümünde Ulusal Otizm Eylem Planı'nın eksiksiz uygulanması gerektiğini belirten Gökçe; tanılama, özel eğitim, sosyal yardım, bakım hizmetleri ve istihdam alanlarında kapsamlı adımlar atılması çağrısında bulundu.

Gökçe ayrıca sosyal yardımların gelir kriterinden bağımsız biçimde geliştirilmesi, otizmli bireylerin iş ve uğraş edinmelerine yönelik imkanların artırılması ve bakım hizmetlerinin nitelikli uzman personel tarafından verilmesi gerektiğini ifade etti.

Otizmli bireylerin yalnızca çocukluk dönemine yönelik politikalarla ele alınmaması gerektiğini vurgulayan Gökçe, yetişkinlik ve ilerleyen yaşlarda bakım ve yaşam modellerinin de oluşturulmasının önemine dikkat çekti.

Ailelerin “Benden sonra çocuğuma ne olacak?” sorusuna güven veren ve sürdürülebilir bir sistemle yanıt verilmesi gerektiğini belirten Gökçe, Ulusal Otizm Eylem Planı kapsamında belirlenen çalışmaların gecikmeden hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.