Türkiye ve Kürdistan’ın farklı kentlerinde 19-21 Eylül tarihleri arasında 6 kadın, 21-28 Eylül tarihleri arasında ise 7 kadın katledildi. Son 10 günde yaşamını yitiren 13 kadından 12’sinin, evli oldukları ya da ayrıldıkları erkekler tarafından öldürüldüğü belirtildi.
Yaşananlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) İzmir Temsilcisi Şafak Yağmur Karadaş, kadın cinayetlerinin birbirinden bağımsız ve münferit olaylar olarak ele alınamayacağını söyledi.
“Koşullar Değişmiyor”
Kadınların çoğu zaman kendilerine en yakın erkekler tarafından ve kendi evlerinde öldürüldüğüne dikkat çeken Karadaş, kısa bir zaman aralığında peş peşe yaşanan kadın cinayetlerinin çarpıcı olduğunu ancak kendileri açısından şaşırtıcı olmadığını belirtti.
Karadaş, her ay benzer bir tabloyla karşılaştıklarını ifade ederek yalnızca kadın cinayetlerinin değil, giderek artan şüpheli kadın ölümlerinin de gündemde olduğunu vurguladı. Bir kadının ölümünün hızla “intihar” ya da “kaza” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Karadaş, bütün şüpheler ortadan kaldırılana kadar etkin soruşturma yürütülmesi çağrısında bulundu.
Platform olarak uzun süredir şüpheli kadın ölümlerinin arkasında erkek şiddeti bulunup bulunmadığının etkili biçimde araştırılması gerektiğini söylediklerini aktaran Karadaş, kadın cinayetlerinin yalnızca failin cinayetten sonra alacağı cezayla sınırlı bir mesele olmadığını dile getirdi.
Karadaş, “Kadın öldürülmeden önce ne yaşandı? Daha önce şiddet ya da tehdit var mıydı? Bir başvuru yapılmış mıydı? Tedbir kararı varsa uygulanmış mıydı? Risk değerlendirmesi yapılmış mıydı?” sorularının yanıtlanması gerektiğini söyledi.
Faillerin değiştiğini ancak kadınları şiddete açık hale getiren koşulların ve mekanizmaların değişmediğini belirten Karadaş, kadın cinayetlerinin sistematik niteliğinin de burada ortaya çıktığını ifade etti.
Şiddet nedeniyle hakkında tedbir kararı bulunan ya da daha önce şiddet uyguladığı veya tehdit ettiği bilinen kişilerin silaha erişiminin engellenmesi gerektiğini kaydeden Karadaş, silah teslimine ilişkin kararların yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması ve uygulanıp uygulanmadığının takip edilmesi gerektiğini söyledi. Karadaş ayrıca ruhsatsız silahlanmayla mücadele edilmesi ve silah edinme süreçlerinde daha sıkı denetim uygulanması çağrısında bulundu.
“Hangi Aileyi Korumaktan Bahsediyoruz?”
Aile kavramı üzerinden yürütülen tartışmalarda öncelikle kadınların neden kendi evlerinde güvende olmadığının ele alınması gerektiğini belirten Karadaş, kadınların en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürüldüğünü söyledi.
Ayrılmak, boşanmak ya da kendi hayatlarına dair karar almak isteyen kadınların şiddete maruz kaldığını ifade eden Karadaş, “Öncelikle şunu sormak gerekiyor: Hangi aileyi korumaktan bahsediyoruz?” dedi.
Kadınların yaptığı başvuruların ne kadar ciddiye alındığı, koruma ve uzaklaştırma kararlarının etkin uygulanıp uygulanmadığı, şiddet uygulayan erkeklerin takip edilip edilmediği ve kadının yaşamına yönelik riskin zamanında görülüp görülmediği sorularının önem taşıdığını belirten Karadaş, güvenlik meselesinin burada başladığını kaydetti.
Karadaş, “Aileyi koruma” söylemi kurulurken LGBTİQ+’ların ve hak savunucularının hedef haline getirilmesinin de eşitlik ve yaşam hakkı açısından ayrıca ele alınması gerektiğini söyledi. Aileyi tek bir biçimde tanımlayan ve insanların yaşamını bu kalıba göre değerlendiren yaklaşımın ayrımcılığı büyüttüğünü ifade etti.
İstanbul Sözleşmesi’ne Dönüş Çağrısı
Şiddet karşısında kadınların birbirine ulaşmasının, dayanışmasının ve örgütlenmesinin hayati önem taşıdığını belirten Karadaş, her ay hazırladıkları raporlarla yalnızca verileri paylaşmadıklarını, kadınların yaşam hakkına sahip olduğunu da vurguladıklarını söyledi.
Şüpheli kadın ölümlerinin üzerlerindeki tüm şüpheler giderilmeden kapatılmaması gerektiğini yineleyen Karadaş, yetkililere 6284’ün etkin uygulanması ve İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi çağrısı yaptı.
Karadaş, koruma ve uzaklaştırma kararlarının uygulanıp uygulanmadığının takip edilmesi, şiddet uygulayanların silaha erişiminin engellenmesi, kadınların şikâyetlerinin ciddiye alınması ve etkin risk değerlendirmeleri yapılması gerektiğini belirtti.
Kadınların şiddete karşı örgütlendiği, birbirine ulaştığı ve hakları için mücadele ettiği alanların güçlendirilmesi gerektiğini söyleyen Karadaş, “Şiddetle mücadele edenlerin değil, şiddetin kendisinin karşısında durulmalı” dedi. Kadınların hiç öldürülmediği ve şiddete uğramadığı bir hayat için mücadele ettiklerini belirten Karadaş, cinayet sonrasında ne yapıldığının yanı sıra cinayeti önlemek için öncesinde hangi adımların atıldığının da tartışılması gerektiğini vurguladı.

