Telefonu masaya bıraktıktan yalnızca birkaç dakika sonra, herhangi bir bildirim gelmemesine rağmen cihazı yeniden kontrol etme ihtiyacı hissediyorsanız, bu davranışın arkasında farklı mekanizmalar bulunabilir. Öğrenilmiş ödül döngüsü, merak, dopamin sistemi ve dikkat mekanizmaları, telefonu sık sık kontrol etme davranışında birlikte rol oynayabilir.
İstinye Üniversitesi Medical Park Gaziosmanpaşa’dan Klinik Psikolog Ayşe Sena Sarıdoğan Öztürk, telefon kullanımının günlük yaşam, dikkat ve uyku üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Öztürk, özellikle herhangi bir ihtiyaç olmadığı halde telefona otomatik biçimde bakılmasının, kısa süreli kontrol amacıyla alınan cihazın uzun süre kullanılmasının ve telefondan uzak kalındığında huzursuzluk yaşanmasının problemli kullanıma işaret edebileceğini söyledi.
Telefonu Kontrol Etme İsteğinin Arkasında Ne Var?
Telefonu bıraktıktan kısa süre sonra yeniden kontrol etme isteğinin tek bir nedene bağlanamayacağını belirten Öztürk, öğrenilmiş ödül döngüsü, merak, dopamin sistemi ve dikkat süreçlerinin bu davranışı etkileyebildiğini ifade etti.
Özellikle sosyal medya uygulamalarının mesaj, haber, video ve beğeni gibi değişken ödüller sunduğuna dikkat çeken Öztürk, kişinin telefonu her kontrol ettiğinde hoşuna gidecek bir içerikle karşılaşabileceği düşüncesinin davranışın tekrarlanmasını sağlayabildiğini belirtti. “Acaba bir şey oldu mu?” şeklindeki merakın da cihazı yeniden kontrol etme eğilimini artırabildiğini kaydetti.
Telefondan Uzak Kalınca Huzursuzluk Yaşanabilir
Telefon kullanımının problemli hale geldiğini gösteren durumlardan birinin, ihtiyaç bulunmadığı halde cihazı otomatik olarak kontrol etmek olduğunu söyleyen Öztürk, kısa süreli yapılması planlanan bir kontrolün uzun süreli kullanıma dönüşmesine de dikkat çekti.
Telefondan uzak kalındığında huzursuzluk yaşanması ve daha fazla vakit geçirmek amacıyla uyku saatinin sürekli ertelenmesi de problemli kullanımın belirtileri arasında yer alabiliyor. Yalnızca bir mesajı veya e-postayı kontrol etmek için alınan telefonun uzun süre elde kalması, kullanım üzerindeki kontrolün azaldığını gösterebiliyor.
Öztürk, “Bir mesaj ya da e-posta kontrol etmek için elimize aldığımız telefonun çok daha uzun süreler elimizde olması, davranışımız üzerindeki kontrolün azalmış olduğunu gösterebilir. Ödül sistemi sayesinde bu davranış zamanla otomatikleşebilir” dedi.
Sık Kontrol Dikkati Bölüyor
Telefonu sık kontrol etmenin herkesi aynı şekilde etkilemediğini belirten Öztürk, buna rağmen bu alışkanlığın dikkat bölünmesini artırabileceğini söyledi. Özellikle zihinsel emek gerektiren işlerde daha fazla hata yapılması, görevleri tamamlama süresinin uzaması ve işlerin sık sık yarıda bırakılması görülebiliyor.
Sık telefon kontrolüyle birlikte unutkanlık hissi ve işe başlamakta zorlanma da yaşanabiliyor. Telefon bırakıldığında hafif huzursuzluk, sıkılma ya da bir şeyleri kaçırma duygusunun ortaya çıkabileceğini ifade eden Öztürk, sürekli uyaranlara alışmanın bu süreçte etkili olabildiğini belirtti.
Telefon kullanılmadığında uyaranlara maruz kalmanın azalabileceğini kaydeden Öztürk, bunun sonucunda “Bir şey kaçırıyorum” hissinin oluşabileceğini söyledi. Telefon yanında değilken belirgin huzursuzluk yaşanması ve cihaz kontrol edilmeden rahatlanamamasının da dikkat çekici olduğunu vurguladı.
Gece Kullanımı Uyku Hazırlığını Etkileyebilir
Yatmadan önce telefon kullanımına da değinen Öztürk, ekran ışığının, özellikle mavi ağırlıklı ışığa maruz kalmanın, melatonin artışını ve uykuya hazırlık sürecini olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Beynin henüz gündüz sinyali alabileceğini ifade eden Öztürk, bu durumun uyku hijyeninin bozulmasına yol açabileceğini söyledi.
Çocuklarda Ani Yasak Yerine Tutarlı Sınır
Çocukların telefon kullanımı konusunda ebeveynlere de uyarılarda bulunan Öztürk, ani ve açıklamasız yasakların çözüm olmayabileceğini ifade etti. Çocuğun yasağın nedenini anlamaması durumunda konunun bir güç savaşına dönüşebileceğini belirten Öztürk, yemek veya ödev tamamlandıktan sonra telefonun ödül olarak verilmesinin cihazı çocuk açısından daha cazip hale getirebileceğini söyledi.
Ebeveynlerin kendi telefon kullanımının da çocuklar açısından önemli bir örnek oluşturduğunu vurgulayan Öztürk, çocuğa telefonu bırakması söylenirken ebeveynin de kendi cihazını bırakması gerektiğini belirtti. Telefon süresi sona erdiğinde yaşanan ağlama krizi nedeniyle belirlenen sınırın değiştirilmemesi ve ek süre verilmemesi gerektiğini ifade eden Öztürk, sürenin dolmasına birkaç dakika kala çocuğa haber verilmesinin geçişi kolaylaştırabileceğini kaydetti.

