Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Antalya Kültür Yolu Festivali’nin açılış programının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ersoy, İstanbul’un tarihi Haydarpaşa ve Sirkeci garlarında sürdürülen projelere ilişkin bilgi verirken, ilk etapların 2027 yılında ziyaretçilerin kullanımına sunulmasının hedeflendiğini söyledi.
Tarihi yapılarda yürütülen çalışmalar sırasında önceden öngörülemeyen sorunlarla karşılaşılabildiğini belirten Ersoy, uygulamaların her binanın yapısal özellikleri ve korunma gereksinimleri dikkate alınarak ilerlediğini ifade etti. Projelerin yalnızca iki gar binasının yenilenmesinden oluşmadığını vurgulayan Bakan Ersoy, geniş alanlara yayılan çok sayıda tarihi yapının ayrı ayrı incelendiğini kaydetti.
Haydarpaşa’ya Kültür Ve Arkeoloji Merkezi
Haydarpaşa’nın ulaşım işlevini koruyacağını belirten Ersoy, ana gar binasının yanı sıra farklı yaş gruplarına hitap edecek kapsamlı bir kültür-sanat alanı hazırlanacağını açıkladı. Projede büyük bir kütüphane, yazma eserler için özel bölümler, sergi salonları, sanat ve tasarım atölyeleri ile çok amaçlı etkinlik alanlarının bulunması planlanıyor.
Haydarpaşa’da Anadolu Yakası’nın ilk arkeoloji müzesinin kurulmasının da hedeflendiğini belirten Ersoy, projenin arkeopark ve açık hava etkinlik alanlarıyla destekleneceğini söyledi. Bu kapsamda tarihi gar bölgesinin İstanbul’un kültür hayatına yeni bir merkez kazandırması amaçlanıyor.
Sirkeci’de Göç Tarihi Öne Çıkacak
Sirkeci Garı için Türkiye’nin göç geçmişini merkeze alan farklı bir konsept üzerinde çalışılıyor. Ersoy, Avrupa’ya yönelen göç hareketlerinin yanı sıra Balkanlar’dan Türkiye’ye gerçekleşen gelişlerin ve tarihi demir yolu hatlarının Sirkeci’nin hafızasında önemli bir yer tuttuğunu dile getirdi.
Haydarpaşa’da ise Anadolu’ya uzanan demir yolu ağının geçmişi ile savaş dönemlerinde garın üstlendiği görevlerin ziyaretçilere aktarılması planlanıyor. Bakan Ersoy, her iki tarihi alanın da İstanbul’un kültür ve sanat yaşamına katkı sunacak merkezler olarak değerlendirildiğini belirtti. Açılış takviminin, bilimsel incelemeler ve koruma ilkeleri doğrultusunda şekillendirileceğini ifade etti.
Ayasofya’nın Yer Altında Araştırmalar Sürüyor
Ayasofya’daki çalışmalara ilişkin de bilgi veren Ersoy, yapıda Cumhuriyet döneminin en kapsamlı restorasyon, konservasyon ve güçlendirme süreçlerinden birinin yürütüldüğünü söyledi. Özellikle kubbe ve taşıyıcı sistemlerde önemli mühendislik uygulamalarının devam ettiğini aktaran Ersoy, tarihi eserin ibadete ve ziyarete açık tutulduğunu, özgün dokusu ile güvenliğinin korunmasına öncelik verildiğini kaydetti.
Bilim kurulunun değerlendirmeleri doğrultusunda sürdürülen çalışmalar kapsamında, daha önce müdahale edilmesi mümkün olmayan veya oldukça güç olan bölümlerin de ele alındığını belirten Ersoy, her aşamanın bilimsel incelemelerden geçirildiğini ifade etti.
Ayasofya’nın yalnızca üst yapısında değil, yer altında da araştırmalar yürütülüyor. Tarihi tünel, su kanalı, mahzen ve farklı amaçlarla kullanılmış bölümlerde temizlik, belgeleme ve koruma çalışmalarının sürdüğünü bildiren Ersoy, şu ana kadar yaklaşık 3 bin ton çamur ve molozun alandan çıkarıldığını açıkladı.
Bu çalışmalar sayesinde daha önce ulaşılamayan bölümlerin incelenebildiğini belirten Ersoy, yer altındaki sistemlerin İstanbul’un geçmişteki su yönetimi ve altyapısı hakkında önemli bilgiler taşıdığını söyledi. Yağmur suyunun tahliyesi ve su dağıtımı gibi işlevlere sahip yapıların da araştırıldığını aktardı.
Ayasofya’nın kuzeydoğusunda bulunan dört odalı yer altı mezarında, yani hipojede sürdürülen çalışmaların yapının geçmişinden daha eski dönemlere uzanan izlerin anlaşılmasına katkı sağladığını ifade eden Ersoy, uygun koşullar oluşturulduktan sonra bazı bölümlerin ziyaretçilere açılmasının planlandığını belirtti. Hangi alanların ziyarete uygun olacağına bilimsel değerlendirmeler ve güvenlik şartları doğrultusunda karar verilecek.
Formula 1 İçin Üç Aşamalı Tanıtım Planı
Formula 1 organizasyonunu yalnızca sportif bir etkinlik olarak değerlendirmediklerini belirten Ersoy, yarışın Türkiye ve İstanbul’un uluslararası tanıtımı açısından önemli bir fırsat olduğunu söyledi. Yarış öncesi, yarış dönemi ve sonrasını kapsayan üç aşamalı bir tanıtım stratejisi hazırlandığını aktaran Ersoy, Türkiye’ye gelen ziyaretçilerin ülkede daha uzun süre kalmasını amaçladıklarını kaydetti.
Bu kapsamda ziyaretçilerin Ege’de tatil yaptıktan sonra İstanbul’da yarışı izlemesi ya da İstanbul’un ardından Antalya’da konaklamaya devam etmesi gibi farklı seyahat rotaları üzerinde çalışılıyor. Yarış haftasının konserler, sanatçı buluşmaları ve kültür-sanat etkinlikleriyle kapsamlı bir programa dönüştürülmesi de hedefleniyor.
Gece Müzeciliği Yaygınlaştırılacak
Türkiye’de uygulanan gece müzeciliğinin beklenenin üzerinde ilgi gördüğünü belirten Ersoy, bu modelin İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerde de benzer çalışmalarla örnek alındığını söyledi.
Özellikle Antalya ve Ege’de yaz aylarında sıcaklığın yüksek olması nedeniyle gece ziyaretlerinin önemli bir alternatif oluşturduğunu ifade eden Ersoy, turistlerin gün batımından sonra daha serin saatlerde tarihi alanları gezebildiğini belirtti. Uygulamanın çevredeki esnafın hareketliliğine katkı sağlaması da amaçlanıyor.
Gece aydınlatmasının ören yerlerine gündüzden farklı bir görünüm kazandırdığını söyleyen Ersoy, bazı ziyaretçilerin aynı tarihi alanı hem gündüz hem gece yeniden gezmek istediğini dile getirdi. Önümüzdeki dönemde şehir merkezlerine yakın ve ziyaretçi sayısı yüksek noktalarda gece müzeciliğinin yaygınlaştırılması, mevcut alanlarda ise gezi rotalarının genişletilmesi planlanıyor.

