İsrail'in çatışma yaşadığı taraflarla vardığı ateşkesler, imzalandıktan sonra da sahada tam anlamıyla kalıcı hale gelmiyor. Zaman zaman yeni saldırılar yaşanıyor, taraflar birbirini ihlalle suçluyor. Uzmanlara göre bu anlaşmalar hukuken bağlayıcı sayılsa da uygulamadaki yaptırım gücü, metnin içeriğine ve uluslararası siyasi iradeye göre değişkenlik gösteriyor. Buradaki tuhaflığı fark etmemek mümkün değil: Bir anlaşma yürürlükte olduğu halde ölüm haberleri gelmeye devam ediyor. "ateşkes" kelimesinin sahada ne kadar zayıf bir garanti sunduğunu gösteriyor.
İsrail Ateşkesi Nasıl Bozuyor? Cezası Yok mu?!

10 Ekim 2025'te yürürlüğe giren Gazze ateşkesinin üzerinden geçen dokuz aylık sürede, Filistin yönetiminin resmi rakamlarına göre binlerce ihlal kaydedildi ve bu saldırılarda binden fazla kişi hayatını kaybetti. İsrail tarafı bu operasyonların güvenlik gerekçesiyle yürütüldüğünü savunurken, Filistin makamları söz konusu saldırıların anlaşmanın açık bir ihlali olduğunu ileri sürüyor. Yardım tırlarının girişinde de benzer bir tablo var; taahhüt edilen miktarın önemli bir kısmı hâlâ bölgeye ulaşmış değil. Şunu açıkça söylemek gerekiyor: Bir eylemin ihlal sayılıp sayılmayacağı konusunda tarafsız, herkesin kabul ettiği tek bir merci yok. Bu da tartışmaların neden bu kadar uzadığını açıklıyor.
Uluslararası hukukta ateşkes, çatışmaların geçici olarak durdurulmasını öngören bir mutabakat niteliği taşıyor; barış anlaşmasından farklı olarak savaş halini resmen sona erdirmiyor. Metinde yer alan şartların çiğnenmesi hukuki sonuç doğurabiliyor, ancak buna karşılık gelen bir yaptırım otomatik olarak devreye girmiyor. İsrail, gerçekleştirdiği saldırıların karşı taraftan gelen tehditlere yanıt olduğunu savunurken, Filistin yönetimi ve Lübnan'daki yetkililer İsrail'i anlaşmayı sistematik biçimde çiğnemekle suçluyor. Doğrusu bu sorunun tek bir cevabı yok, çünkü sistemin kendisi böyle kurulmamış.
Uluslararası sistemde ateşkes ihlalini kesin ve bağlayıcı şekilde tespit edecek tek bir organ bulunmuyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi karar alabiliyor, Uluslararası Adalet Divanı hukuki görüş bildirebiliyor, Uluslararası Ceza Mahkemesi ise bireysel sorumluluk iddialarını inceleyebiliyor. Ancak bu kurumların aldığı kararların hayata geçmesi, büyük ölçüde devletlerin siyasi iş birliğine bağlı kalıyor — bu da mekanizmayı çoğu zaman işlevsiz bırakıyor. Açık konuşmak gerekirse, buradaki tıkanıklığın sebebi hukuki boşluktan çok siyasi denge.
İhlal iddiaları; siyasi kınamalar, diplomatik baskılar, BM kararları, yaptırım girişimleri ve uluslararası yargı süreçlerine konu olabiliyor. Fakat bu mekanizmaların fiilen uygulanması, güç dengeleri ve müttefiklik ilişkileri yüzünden sınırlı kalıyor. Nitekim Gazze'deki ateşkesin dokuz aylık bilançosu da bunu doğruluyor: Binlerce ihlal kaydedilmesine rağmen anlaşmayı çökertecek bir yaptırım şu ana kadar devreye girmedi. Bu noktada iyimser olmak zor, ama tamamen umutsuz bir tablo da değil.
Konuyu takip eden uzmanlar, ateşkeslerin kalıcı biçimde korunabilmesi için bağımsız gözlem mekanizmalarının, tarafların açık yükümlülüklerinin ve güçlü uluslararası garantörlerin belirleyici rol oynadığını vurguluyor. Denetim mekanizması zayıf kalan anlaşmalarda ihlal iddialarının daha sık gündeme geldiği gözlemleniyor — Gazze örneği de bu tespiti destekler nitelikte. Anlaşmanın geleceği, önümüzdeki dönemde arabulucu ülkelerin baskısını ne kadar sürdürebileceğine bağlı görünüyor.

